10 Temmuz 2008 Perşembe

Laptop'unuzun Pil Süresini Artırmanız için 15 Küçük Püf Noktası

(Bir mail grubundan alıntıdır. Onlar nerden almış bilmiyorum.)

Önemli bir çalışmanın tam ortasında laptop'unuzun pili sizi yarı yolda bırakmasın... Laptop'unuzun pil süresini artırmanız için 15 küçük püf noktası...

1. Sık sık DEFRAG yapın: Sabit diskiniz ne kadar az çalışırsa pili o kadar az tüketir. Bu yüzden sabit diskinizdeki dosyaların fragmante olmasını (birkaç parçaya ayrılmasını) sık sık DEFRAG işlemini yaparak engelleyin ve sabit disk kullanımını azaltın.

2. Parlaklığı düşürün: Ekran parlaklığını kabul edebileceğiniz limitlere kadar düşürerek pil süresinde ciddi tasarruflar elde etmek elinizde.

3. Arka plan programları: Arka planda çalışan programların sayısını mümkün olduğunca azaltın. Bu sayede CPU'ya düşen yükü hafifletmiş olacaksınız.

4. Harici aygıtlar: Pille çalışırken gerekmedikçe kablosuz ağ, USB disk, hatta USB fare bile kullanmayın.

5. Daha fazla RAM: Bellek fiyatlarının oldukça düşük seviyelerde gittiği bugünlerde laptop'unuza yapacağınız bir RAM terfisi pil süresinde ciddi uzamaları beraberinde getirecektir. Bilgisayarınızda daha fazla RAM olursa sabit diske daha az iş düşer, böylece pil daha az tüketilir.

6. CD ve DVD sürücüler: Film seyredecekseniz, filmleri önce sabit diskinize çekin, oradan izleyin. Virtual Daemon gibi Sanal CD/DVD sürücüler de kullanabilirsiniz. CD ve DVD sürücüler ikide bir durup kalkarak pile gereksiz yere yük olurlar.

7. Pil temas noktalarının temizliği: İki üç ayda bir pili çıkarın, alkollü bir bezle pil temas noktalarındaki metal bölgeleri temizleyin. Bu sayede pilden gelen akım laptop'a daha verimli olarak transfer edilecektir.

8. Pilinize antrenman yaptırın: İki üç haftada bir laptop'u makul bir süre pille kullanın (eğer çok fazla mobil çalışan biri değilseniz).

9. Hibernate (Uyku Modu): Mutlaka Standby (bekleme) yerine Hibernate (uyku modu) seçeneğini kullanın. Laptop’u kullanmadığınız zaman uyku modu çok daha az pil tüketecektir.

10. Fazla ısınmayın: Laptop'lar sıcağı pek sevmez. Havalandırma deliklerini ve fan çıkışlarını belli periyotlarla temizlemeyi ihmal etmeyin.

11. Güç tüketim yönetimi: Güç yönetimini mümkünse Windows'a bırakmayın. Eğer bilgisayarınızla birlikte geldiyse, mutlaka özel olarak üretilmiş olan güç tüketim yönetim uygulamasını (Toshiba Power Saver, LG Battery Miser gibi) kullanın. Genelde tüm bu programlarda "maksimum pil ömrü" seçeneği vardır, seyahatlerde bu seçeneği tercih edin.

12. Çoklu çalışma: Pil ile çalışırken ekrana bir sürü uygulama açıp aralarında geçiş yaparak çalışmayın. Bir rapor üzerinde çalışırken arka planda MP3 dinlemeyin örneğin...

13. Önceliklerinizi iyi hesap edin: Eğer seyahatteyseniz ve canınız çok sıkılmadıysa DVD seyretmeyin veya oyun oynamayın. Böylece çok az güç tüketen yazı yazma, e-posta okuma gibi işle ilgili aktiviteler için daha fazla pil ömrü ayırmış olursunuz.

14. Bellek etkisi: Eğer eski model bir laptop kullanıyorsanız "bellek etkisi", yani pilin tam kapasitesini unutması problemini minimuma indirmek için iki üç haftada bir pilleri sonuna kadar şarj edin ve sonuna kadar boşaltın. Li-Ion pil kullanan laptop modelleri eski olsalar bile bu genellemenin dışındadırlar.

15. Otomatik kayıt: Bu özelliği kullanmayın. Belli aralıklarla sabit diski çalıştıran ve dosyalarınızı kaydeden bu seçenek pili daha çabuk tüketir. Onun yerine siz zaten neyi ne zaman kaydedeceğinizi biliyorsunuzdur, öyle değil mi?

25 Ocak 2008 Cuma

CHM Uzantılı Dosyalar

CHM uzantılı dosyaları bazen okuyamıyordum ve sebebini bir türlü anlamıyordum. Aynı problem, kendi oluşturduğum CHM dosyalarında da vardı. Sonunda bunun çözümünü buldum. Google'da "I can't display CHM files" diye aratınca çıkan ilk sayfada çözüm vardı. İleride ihtiyacı olan olursa diye buraya Türkçe bir özetini yazayım:

1) CHM dosyasının üzerine sağ tıklayıp özelliklerine girin. Aşağıda "Bu dosya başka bir bilgisayardan geldiği için kullanımı bloke edilmiştir" gibi bir güvenlik uyarısı görürseniz, Unblock (veya Türkçesi her neyse) düğmesine basarak blokeyi kaldırın.

2) Yukarıdaki yöntem işe yaramazsa, CHM dosyasının ismini kontrol edin. Dosya isminde '#' karakteri varsa onu silip başka bir karakter yazın.

3) Bu da olmazsa dosyanın bulunduğu klasörün ismini kontrol edin. Klasör isminde # karakteri varsa onu da değiştirin.

Üçüncü adımdan sonra C# kitaplarımı açabilmeye başladım.

Bu durum bana çok mantıksız geldi doğrusu... Microsoft, CHM izleyici programını neden böyle yapmış ki??

17 Eylül 2007 Pazartesi

Park İşaretleri

Türkiye'deki park işaretlerinin ne anlama gelmesi gerektiğini, fakat günlük kullanımda ne anlama geldiğini öğrenelim:

Bu işaret, normalde park etmenin yasak olduğunu fakat 15 dakikayı geçmeyecek şekilde duraklanabileceğini belirtir. Fakat Türkiye'deki kullanımında, etrafta polis yoksa park edilebileceğini, etrafta polis varsa size ceza yazılacağını haber verir. Polis etrafı kolaçan ederken arabanızın yanından ilk geçişinde plakanızı ve saatinizi not eder. İkinci geçişinde ön cam sileceklerinizden birini kaldırır. Üçüncü geçişinde ceza yazar. Bu geçişler arasındaki süre 15'er dakikadır.


Bu işaret, normalde park etmenin ve duraklamanın yasak olduğunu belirtir. Fakat Türkiye'de 15 dakikayı aşmayacak şekilde duraklayabileceğiniz anlamını taşır. Etrafta polis varsa ilk geçişinde cam sileceğinizi kaldırır. İkinci geçişinde arabanızı çektirir. O yüzden bu işaretin olduğu yerde duraklarken etrafta polis var mı diye kontrol edin. Polis yoksa, en fazla 15 dakika içerisinde geri gelin. Ayrıca plakanız, bulunduğunuz şehrin plakasından farklıysa bu işaretin olduğu yerde kesinlikle duraklamayın. Bütün trafik işaretlerinin yabancı plakalı arabalar için anlamı, yerli plakalı araçlar için olanınkinden farklıdır.


Bu işaret, normalde oraya park edilebileceğini gösterir. Fakat sadece taksi, fayton ve minibüsler için ayrılmış özel park yerlerinde görülür. Normal araç sürücülerinin böyle bir işaretle karşılaşmaları imkânsızdır. İşaretin amacı, oraya sadece yukarıda belirtilen araçların park edebileceğini göstermektir. En lüzumsuz trafik levhası olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü taksi ve minibüslerin duraklarına park etmek istediğinizde birisi gelip sizi zaten uyarır.


Bu işaretler, haftanın tek ve çift günlerinde oraya park edilemeyeceğini gösterir. Ama sürücüler, bu işaretle çok fazla karşılaşmadıkları ve işaretin anlamını tam bilmedikleri için, levha üzerindeki çapraz işareti sebebiyle bunun park edilmez levhası olduğunu sanıp 15 dakikadan uzun süreli orada durmamaya özen gösterirler. Haftanın tek günü mü yoksa çift günü mü olduğuna kimse dikkat etmez. Dikkat edenler de "acaba haftanın gününün mü tek-çiftliğine bakacaktık, yoksa ayın mı?" diye tereddüt ederler. Bu tür yanlış anlaşılmalar sebebiyle Park Edilmez levhasından daha etkili olur. Bundan dolayı, bu levhanın Park Edilebilir işaretinden biraz daha lüzumlu ve kullanışlı olduğunu söyleyebiliriz.

Bütün bunları neden mi anlattım? Şundan dolayı: Bugün oğlanı sağlık ocağına götürüp aşısını yaptırdıktan sonra arabamın yanına geldiğimde öndeki aracı polislerin çektiklerini gördüm. Arabamızın çekilmesine ramak kalmıştı yani... Siz, siz olun, arabanızı polislerin cirit attığı yerlere park etmeyin. Yoksa arabanızı geri almak için bir sürü uğraşırsınız.

(Levha resimlerini Emniyet'in web sayfasından aldım. Kendilerine teşekkür ederim.)

31 Ağustos 2007 Cuma

Gözlük

Bugün Selim'in sağlık karnesini almaya giderken gözlüğüm kırıldı. Selim'i doktora götürdükten sonra kendimi de doktora götürüp gözlük yazdırdım. Yeni gözlüğüm eskisi gibi küçük olacak ama camların üst tarafını tutan bir çerçeve de olacak.

Artık dünyaya daha farklı bir şekilde bakacağım.

28 Ağustos 2007 Salı

Oğlumuz Selim

Oğlumuz Selim için bir blog oluşturdum. Resimlerini ve başından geçenleri http://selimdogan.blogspot.com adresinden takip edebilirsiniz.

5 Ağustos 2007 Pazar

Pan'ın Labirenti

İzne çıkmam dolayısıyla Çarşamba günümü Pan'ın Labirenti isimli filme giderek değerlendirdim. Her nedense çalıştığım günlerde sinemaya gitmeye pek fırsat bulamıyorum. Bu yazıda Pan'ın Labirenti hakkındaki yorumlarımı yazacağım. Filmi izlemeyip de izlemeyi düşünenler varsa yazının geri kalan kısmını okumayabilirler. Çünkü filmdeki düğüm, filmin sonunda çözümleniyor. Yorumlarım, filmin son kısmını içereceğinden böyle bir uyarıyı gerekli görüyorum.

Bir arkadaşım, film hakkında yapılan bir yorumda şöyle söylendiğini okumuş: "Bu film ya bu zamana kadar çekilmiş en güzel film olacak, ya da kısa bir zaman sonra unutulup gidecek" (Bu yorumu kimin yaptığını bilmiyorum).

Sinema Yazarları Derneği, Pan'ın Labirenti'ni yılın en iyi yabancı filmi seçmiş. Filmin resmî sitesinde de Webby Awards tarafından en iyi sinema, en iyi sanat yönetmeni ve en iyi makyaj ödülleri kazandığı yazıyor. Eskişehir AFM, film ödül aldıktan sonra izlemeyenler için filmi tekrar getirmiş. Son haftasında Y.O. hocamla birlikte gidip filmi izledik.

Filmin içeriği hakkında film tanıtımlarında kısaca şu bilgiler veriliyor: "10 yaşındaki Ofelia, yeni taşındığı evin arka bahçesinde esrarengiz bir labirent keşfeder. Labirentin içerisinde yaşayan Pan adındaki bir yaratık, küçük kızın tüm yaşamını değiştirecektir." Bu tanıtımdan sonra filmin fantastik konulu bir film olduğunu düşünmüştüm. Sinemaya girmeden önce filmin türünün Gerilim olduğunu görünce "Gerçekte bir gerilim filmi ama fantastik tarafı çok ağır değil mi acaba?" diye düşünmüştüm. Fantastik filmlerden hoşlanan biri olarak, filmi izleyince hayal kırıklığına uğrar mıyım diye endişelenmeye başlamıştım. Ayrıca "para verip de kendini korkutmayan" bir insan olarak, bir gerilim filmine giderek hata mı ettiğimi sorgulamaya başlamıştım. Zira biletleri alırken biletçi bayan, "İzleyiciler arasında 13 yaşından küçük kimse var mı?" diye sormuştu. Her neyse.. "Girelim de görelim" diyerek filmi izlemeye başladık.

Gündüz vakti olduğu için salonda çok fazla seyirci yoktu. Y.O. hocam ve ben salondaki en yaşlı izleyicilerdik. Diğer izleyiciler 14-15 yaşlarındaki çocuklardı. Filmin bir çocuk filmi olduğunu sanmışlar herhalde... Harry Potter da bir çocuk kitabı ve filmi olarak ortaya çıkmıştı ama sonlara doğru çocuklara göre olmaktan çıkmıştı. Şimdiki çocuklar, her fantastik filmin çocuk filmi olduğunu düşünüyorlar galiba...

Film başladığında konuşmaların İngilizce olmadığını fark ettik. İspanyolca mı yoksa İtalyanca mı diye tartışırken, filmin 1944 İspanyası'nda geçtiğini görünce İspanyolca olduğuna kanaat getirdik. Az önce yaptığım bir araştırma sonunda, filmin İspanya ve ABD ortak yapımı olduğunu öğrendim. Avrupa yapımı filmleri çok beğenmediğim için, hayal kırıklığına uğrayacağım korkusu içimde tekrar kabarmaya başladı.

Filmin baş kahramanı, 10 yaşındaki Ofelia, hamile annesiyle beraber bir yolculuk yapıyor. Yolda durakladıkları bir sırada Ofelia, yerde bulduğu bir taşın yakındaki bir heykelin gözü olduğunu fark ediyor ve taşı yerine yerleştiriyor. Bu sırada heykelin içerisinden bir çekirge çıkıyor ve yola devam eden Ofelia'yı takip ediyor. Ofelia, bu çekirgenin aslında bir peri olduğunu inanıyor. Ofelia'nın elinde tuttuğu masal kitaplarından da, Ofelia'nın nasıl bir hayal dünyası olduğunu anlayabiliyoruz.

Gittikleri yer, askerî bir kamp... Ofelia'nın annesi, bu kampın sert mizaçlı, acımasız komutanıyla evlenmişti ve komutan, bir çocuğun mutlaka babasının yanında doğması gerektiğine inandığı için, eşinin durumu yolculuğa uygun olmamamasına ve kampın olumsuz koşullarına rağmen eşini yanına çağırmıştı. Annesi, Ofelia'nın, üvey babasına "Baba" diye hitap etmesini istiyordu ama Ofelia bir babadan beklediği sıcaklığı göremediği için komutana "Baba" diye hitap edemiyordu.

Kamp, komünist oldukları kanaatine vardığım isyancıları bastırmak için kurulan bir kamptı. İsyancılarla askerler arasında zaman zaman çatışmalar oluyordu. Ofelia, kendi hayal dünyasına taban tabana ters düşen bu ortamdan pek hoşlanmıyor ve bir çıkış yolu arıyordu. Yolda karşılaştığı ve kendisini takip eden çekirgenin yol göstermesiyle evlerinin arka bahçesindeki labirenti keşfederek belki de bu çıkış yolunu buluyordu.

Labirentte Pan isimli bir yaratıkla karşılaşıyor ve Pan, Ofelia'nın aslında bir prenses olduğunu, fakat bundan emin olmak için üç testten geçmesi gerektiğini söylüyor. Testlerin ne olduğunu göstermesi için Ofelia'ya sayfaları boş olan bir kitap ve üç tane taş veriyor. Kitabı, sadece yalnız olduğu zamanlarda açmasını tembihliyor. Ofelia evine dönüyor ve yalnız kaldığı bir sırada kitabı açıyor. Boş sayfada masal kitaplarındakine benzer resimler ve yazılar beliriyor. Ormandaki bir ağacın kurumakta olduğunu ve bunun sebebinin de ağacın köklerine musallat olmuş dev bir kurbağa olduğunu okuyor. Ofelia, Pan'ın kendisine verdiği taşları bu kurbağanın ağzına koymalı ve kurbağanın yuttuğu anahtarı almalıdır. Ofelia, bu görevi başarıyla yerine getirir.

Ofelia'nın ikinci görevi, Pan'ın verdiği bir tebeşirle odasının duvarına bir kapı çizerek bu kapı aracılığıyla çocukları yiyerek beslenen bir yaratığın odasına girmek ve önceki görevde ele geçirdiği anahtarla yaratığın odasındaki kilitli bir kutuyu açıp içindekini almaktır. Bu görevi yerine getirirken, yaratığın odasındaki hiçbir yiyeceği yememesi ve Pan'ın verdiği bir kum saatindeki kumlar bitmeden geri dönmesi gerekmektedir. Ofelia yaratığın odasına girdiğinde yaratık uyumaktadır. Kutuyu açıp içerisinden çıkan bir hançeri alır. Fakat yemek masası üzerindeki yiyeceklerden canı çok çeker ve kendisine eşlik eden perilerin engel olmaya çalışmalarına rağmen iki üzüm tanesini yer. Üzümleri yemesiyle yaratık uyanır ve Ofelia'yı kovalamaya başlar. Ofelia son anda kurtulmayı başarır. Fakat üzümleri yediği için görevi başarıyla yerine getirememiştir. Pan çok sinirlenir ve Ofelia'nın herşeyi berbat ettiğini söyler. Artık sonsuza kadar Pan'ın ve perilerin gerçek dünyaya gelemeyeceklerini, Ofelia'nın da bir ölümlü olarak hayatına devam edeceğini söyler.

Bu sıralarda Ofelia'nın annesi, çok zor bir hamilelik geçirmektedir. Askerlerle isyancılar arasındaki olaylar da devam etmektedir.

Uzun bir aradan sonra Pan, Ofelia'yı görmeye gelir. Ona bir adamotu verir ve bunu süt dolu bir tabağın içine yerleştirip annesinin yatağının altına koymasını ve hergün iki damla kanla beslemesini söyler. Ofelia kimseye göstermeden bunu yapar ve annesinin ağrıları birdenbire kesilir. Bu duruma doktor da çok şaşırır.

Adamotunu beslemek için annesinin yatağının altına girdiği bir gün, babası gelir ve onu çıkarır. Annesi, Ofelia'nın yaptığı bu saçma işe çok üzülür ve adamotunu ateşe atar. Bu sırada durumu birden kötüleşir ve doğum yapar. Bebek sağlıklı bir şekilde doğar fakat anne ölür.

Pan, Ofelia'nın yanına tekrar gelir ve son bir şans vererek kardeşini alıp labirente getirmesini ister. Ofelia, üvey babasının yanında duran kardeşini alırken babasına yakalanır. Babası Ofelia'yı takip eder. Bu sırada isyancılar da kampa saldırmaya başlarlar. Askerlerle isyancılar arasında çatışmalar devam ederken, komutan da oğlunun derdine düşer ve Ofelia'yı takip eder. Ofelia labirentin ortasına geldiğinde Pan'la karşılaşır. Pan'ın elinde ikinci görevde edinilen hançer vardır. Perilerin dünyaya gelebilmeleri için bir masumun birkaç damla kanının labirente akıtılması gerekmektedir. Ofelia ise buna izin vermez. Pan sinirlenir ve bu arada komutan da labirentin ortasına ulaşır. Filmin burasına kadar Pan'ı sadece Ofelia'nın yanında görmüştük. Şimdi ortama yabancı birisi, yani komutan da gelmiştir. Fakat komutanın gördüğü tek şey, kendi kendine konuşan Ofelia'dır; yani Pan'ı görememektedir. Çocuğunu kendisinden ayırmaya çalışan Ofelia'ya çok kızmış olan komutan, oğlunu Ofelia'nın kucağından alır ve cebinden çıkarttığı tabancasıyla Ofelia'yı vurur. Sonra labirentin çıkışına doğru yola koyulur.

Ofelia'nın kanları, labirentin ortasına damlamaktadır. Belki de bu şekilde bir masumun kanı labirente dökülmüş olmaktadır. Böylece tılsım çözülmüş ve hedefledikleri şeye ulaşılmıştır. Ofelia kendisini başka bir alemde bulur. Pan, kardeşinin kanı yerine kendi kanını döken Ofelia'ya, doğru hareketin bu olduğunu ve görevi başarıyla yerine getirdiğini söyler. Ofelia, masallar diyarının prensesi olur. Masallar diyarının kralı ve kraliçesi, önceden vefat etmiş babası ve annesidir. Anne ve babasıyla sonsuza kadar mutlu bir şekilde yaşar.

Gerçek dünyada ise asiler kampı ele geçirip bütün askerleri öldürmüşlerdir. Komutan labirentten çıkınca oğlunu elinden alıp komutanı öldürürler.

Filme yorum getiren bir dış ses, Ofelia'nın prensesliğinin bundan sonra devam ettiğini ve masallara inananlara, kendine göre bazı işaretler verdiğini söyler ve film sona erer.

Film oldukça sürükleyici idi ve Pan'ın Ofelia'ya verdiği görevler sonunda ne olacağı ve nelerin nasıl değişeceği sürekli merak konusu idi. Fakat film sona erdiğinde Ofelia ölmüştü ve insanlar hayatlarına eskisi gibi devam ediyorlardı.

Yani, ya filmin başından beri izlediğimiz herşey bir masaldı; ya da gerçek dünyada kendisini masallara kaptırmış şizofren bir çocuğun son günlerindeki maceralarını izliyorduk.

Bana göre ikinci olasılık daha ağır basıyor.

Fakat bu şekildeki bir yorumun, filmin kıymetini ve güzelliğini göstermediğini düşünüyorum.

Bence filmde anlatılan şey, kendisini acımasız ve sert bir ortamda bulan küçük bir çocuğun, bu acımasızlıktan kendisini bir nebze olsun uzaklaştırabilmek için hayal dünyasında yaşamaya çalışması idi. Yani film, ne bir gerilim filmi idi, ne de fantastik bir film.. gerçek dünyada geçen sosyal ve psikoloji konulu bir film idi; fakat fantastik ve gerilim öğeleriyle zenginleştirilmişti.

İzlemediyseniz izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

11 Mayıs 2007 Cuma

Üçlemeler

Beğenilen filmlerin devamı niteliğindeki filmlerin çekilmesiyle, sinema literatürüne "üçleme" tabiri girmişti. Bu hafta gösterimde bulunan Örümcek Adam 3'ün ve önümüzdeki haftalarda gösterime girecek olan Ocean's 13, Karayip Korsanları 3 ve Şrek 3 filmlerinin ortak özelliği, hepsinin de üçüncü bölüm olmaları... Mr Bean Tatilde filminin ise serinin kaçıncı filmi olduğunu bilemiyorum...